Kahramanmaraş’ın basın tarihi kalemle değil, alın teriyle yazıldı. Kurşun harflerin dizildiği, sayfa sayfa fikirlerin tartışıldığı günlerden bugüne… Şehrimizin basın üstatları, nice zorluğa rağmen haberin peşinden koştu, bu kente ses oldu. Kimsenin söylemeye cesaret edemediğini söylediler, kimsenin gitmediği yerlere gittiler.
Ama bugün, üzülerek söylemeliyim ki, aynı üstatların bir kısmı, ardından gelen gençlerin yolunu açmak yerine, gölgesinde bırakmayı tercih ediyor.
Genç bir gazeteci sosyal medyada haber paylaştığında küçümseniyor. Yeni bir dijital girişim başlattığında “Bu mu gazetecilik?” deniyor. Halbuki sizler, bu mesleği “kâğıt kokusundan” bilenler, en iyi bilirsiniz ki her çağın kendi kalemi, kendi mecraası olur.
Bir zamanlar siz de gençtiniz. Haberinizin basılması için saatlerce matbaa önünde beklerdiniz. Bugünkü gençler de ekran başında aynı heyecanla mücadele ediyor. Ne değişti peki? Neden onları yetiştirmek yerine yarıştırmayı seçiyoruz?
Kusura bakmayın üstatlar,
Gençlerin değil, sizin birbirinize olan tahammülsüzlüğünüz bu mesleği zayıflatıyor.
Herkes kendi “gazeteciliğini” tek doğru sanıyor. “Benim zamanımda…” diye başlayan cümlelerle, bugünü yargılıyor. Ama kimse şu soruyu sormuyor: Biz bu şehrin basın hafızasını gelecek kuşaklara nasıl aktaracağız?
Eskiler küçüğünü hor görüyor, yeniler büyüğünü görmezden geliyor. Sonuç? Ne gelen öğrenebiliyor, ne giden bırakabiliyor. Birlik desen yok, dayanışma desen zayıf, çatı kurmaya kalksak herkes kendi direğini dikmeye çalışıyor.
Oysa bu şehir çok şey gördü; depremler, seçimler, krizler… Ve her dönem basına ihtiyaç duydu. Bugün de öyle. Ama halk güveneceği bir yerel medya görmek istiyor. Taraf olmayan, birbirini yermeyen, ortak akılla hareket eden bir basın.
Sayın üstatlar,
Kırılmayın, incinmeyin ama bu da size bir genç kalemden dostça bir eleştiridir. Gelin biz değil, basın konuşulsun. Kalemimizi birbirimize değil, hakikate doğrultalım.
Çünkü unutmayın:
Gerçek üstat, kendinden sonrakini yüceltendir.