Kahramanmaraş… 6 Şubat sabahı ağır bir imtihanla uyanan, taş taş üstünde kalmayan ama yüreğini dimdik ayakta tutmaya çalışan bir şehir. Bizler, bu şehrin insanları, gündüzleri yaralarımızı sarmaya çalışırken, geceleri başka bir imtihanla sınanıyoruz: gürültü, huzursuzluk ve kontrolsüzlük.
Depremin üzerinden aylar geçti. İnsanlarımız hâlâ çadırda, konteynerde yaşıyor. Yüreklerde açılan yaralar kapanmadı, kapanması da zaman alacak. Fakat ne acıdır ki geceleri başımızı yastığa koyduğumuzda huzur ararken, motor sesleriyle, son ses açılmış arabaların müzikleriyle, sokaklarda bir aşağı bir yukarı dolanan gençlerin bağırışlarıyla irkiliyoruz.
Gecenin sessizliği, şehrin dinlenme vakti olmalıydı. Oysa şimdi sessizlik yok; motor gürültüsüyle karışmış bir curcuna var. Gençlerin enerjisi elbette kıymetlidir, onların sokaklarda olması, şehrin canlı olduğunun işaretidir. Ama şehrin canlı olması başka, vatandaşın huzurunu gasp etmek başkadır. Bir annenin bebeğini uyutamadığı, bir işçinin sabah işine yorgun gittiği, yaşlıların kalp çarpıntısıyla irkildiği bir şehir, ne kadar canlı olabilir ki?
Daha da acısı, bu mesele sadece ses meselesi değil. Bir de işin güvenlik boyutu var. Ara sokaklarda gece yarısı toplanan gençler arasında, “benim motorum daha güçlü, benim arabam daha hızlı, bana kimse karışamaz” tavırlarıyla güç gösterisi yapanlar var. Kimisi son ses müzikle gövde gösterisi yapıyor, kimisi alkol şişesini havada sallıyor, kimisi “dokunanı yakarım” diye meydan okuyor. Peki, bu şehrin anneleri, babaları, çocuğunu okula göndermeye korkar hale gelirse ne olacak?
Toplum dediğimiz şey, kurallarla, karşılıklı saygıyla ve ortak huzurla ayakta durur. Bir şehirde insanlar “gece olunca uyuyamıyorum, sokağa çıkmaya korkuyorum” diyorsa orada sorun büyüyor demektir. Bu yüzden vatandaşın dilinde tek bir cümle dolaşıyor:
“Çözerse çözer, Emniyet Müdürüm çözer.”
Evet, toplumun güvenlikten sorumlu makamı olan Emniyet’in bu meseleye eğilmesi artık kaçınılmazdır. Belki daha sıkı denetim, belki ara sokaklarda düzenli kontroller, belki de gençleri yönlendirecek sosyal projeler… Ama mutlaka bir adım atılmalı. Çünkü sessizlik, bu şehrin en çok ihtiyaç duyduğu ilaçtır.
Bugün Kahramanmaraş’ın ihtiyacı sadece yeni evler, yeni binalar değildir. En az beton kadar, çelik kadar, huzura ve güvene ihtiyacımız var. Eğer huzur inşa edilmezse, yapılan binalar da, açılan yollar da eksik kalır. Çünkü şehir dediğimiz şey sadece taşla, toprakla değil; güvenle, düzenle ve gönül rahatlığıyla büyür.
Gençlerimize de bir söz düşüyor:
Enerjinizi harcayın, gezin, eğlenin; ama unutmayın, eğlence başkasının hakkını çiğnediğiniz anda artık özgürlük değil, saygısızlık olur. Siz bu şehrin umudusunuz. Bu şehri güzelleştirmek de, çirkinleştirmek de sizin elinizde.
Ve biz yetişkinlere de bir ders var:
Gençliği yalnızca cezayla değil, yönlendirerek, doğru alanlar açarak kazanabiliriz. Onlara spor sahaları, kültür merkezleri, sosyal alanlar sunmazsak, onlar da seslerini motorla, müzikle, sokaklarda yükseltir. Belki de en çok ihtiyaçları olan şey, duyulduklarını hissetmektir.
Son söz şu olsun:
Huzur, bu şehrin en büyük yarasıdır. Betonla değil, denetimle; çelikle değil, adaletle; gürültüyle değil, sessizlikle sarılacak bir yara.
Kahramanmaraş geceleri ya uykusuz kalacak ya da yeniden huzuru bulacak. Tercih hepimizin; ama en çok da yetkililerin.







