Her milletin geleceğini anlamak için gençlerine bakılır. Gençlik, toplumun yarını değil, aslında bugünün en canlı fotoğrafıdır. Türkiye’de gençlik üzerine çok konuşuyoruz; ama çoğu zaman onların gerçekte hangi ruh hâlinde olduğunu, hangi çıkmazlarla mücadele ettiğini görmezden geliyoruz. Bugünün Türk gençliği bana göre dört ayrı yola ayrılıyor: Gelecek vaat eden gençlik, vaat yolundan vazgeçen gençlik, umursamayan gençlik ve genç yaşta kaderine küsen kötü yolun gençliği.
Gelecek Vaat Eden Gençlik
Bu kesim, ülkemizin en büyük umudu. Yılmadan çalışan, üreten, araştıran, dünyayı takip eden, yeteneklerini geliştiren gençler… Kendi imkânlarını yaratıyorlar. Kimisi bir garajda yazılım geliştiriyor, kimisi yeni iş fikirleriyle girişimcilik ekosistemine katılıyor, kimisi sosyal medyada üretici bir güç oluyor. Onlar, dünyayla yarışabilecek cesarete sahip.
Ama bu gençlerin en önemli özelliği yalnızca kendi hayatını değil, ülkesini de düşünmeleri. “Ben de yapabilirim, biz de başarabiliriz” inancıyla hareket ediyorlar. Eğer doğru desteklenirse, Türk gençliği dünya sahnesinde çok daha güçlü bir şekilde var olabilir.
Vaat Yolundan Vazgeçen Gençlik
Potansiyeli olan, hayalleri olan ama yolun ortasında pes eden gençler… Onlar aslında yetenekli, aslında umut dolu ama önlerine çıkan engellerle baş edemiyorlar. Üniversitede okuyor ama mezun olduğunda işsiz kalacağını biliyor. Çalışıyor ama emeğinin karşılığını alamıyor. Yıllarca uğraşıp bir yerlere gelmeye çalışıyor ama torpilin, eşitsizliğin gölgesinde motivasyonunu kaybediyor.
Bu gençlik, “yapabilirim” derken zamanla “ne yapsam olmuyor” noktasına geliyor. Ve işte en tehlikeli kırılma burada yaşanıyor. Çünkü bu gençler kaybolmaya değil, kaybettirilmeye zorlanıyor. Eğer fırsat eşitliği sağlanmazsa, en üretken beyinlerimiz suskun birer izleyiciye dönüşüyor.
Umursamayan Gençlik
Bir de “umursamayan” gençlik var. Onlar için ülkenin sorunları, toplumun meseleleri bir şey ifade etmiyor. Gününü gün etmeyi, eğlenceyi, anlık hazları ön plana koyuyorlar. Bu tavır, bazen umutsuzluğun bir kaçış biçimi; bazen de sorumluluk almaktan bilinçli bir uzak duruş.
Onlara kızmak kolaydır; ama asıl sorulması gereken şu: Neden bu gençler böylesine ilgisiz? Belki de onları umursamaz hale getiren, yıllarca görmezden gelinmeleri, seslerinin duyulmaması, hayallerine değer verilmemesi… Çünkü genç, eğer sesini duyurabileceğine inanırsa umursamaz olmaz.
Kaderine Küsen, Kötü Yolun Gençliği
En iç acıtan tabloyu ise bu kesim oluşturuyor. Daha hayatın başında kaderine küsen, işsizlikle, yoksullukla, ilgisizlikle büyüyen gençler… Eğitimden kopuyor, üretimden uzaklaşıyor, kötü alışkanlıklara, karanlık sokaklara yöneliyorlar.
Oysa bu gençler aslında baştan kayıp değildi. Onlar da umutla, hayalle doğdu. Ama el uzatılmadığında, sahip çıkılmadığında, kaderine terk edildiğinde kötü yollara sürüklendiler. Bir gencin yanlış bir tercih yapmasının ardında çoğu zaman bir toplumun ihmal edilmişliği vardır.
Peki, Ne Yapmalı?
Türk gençliği bugün bir yol ayrımında. Bir kısmı ışık saçıyor, bir kısmı umutlarını kaybediyor, bir kısmı boşveriyor, bir kısmı da daha yolun başında kayboluyor. Asıl soru şu: Biz yetişkinler olarak gençlere hangi yolu açıyoruz?
Eğer eşitlik, özgürlük, adalet ve fırsat sunarsak; gençliğin potansiyeli bu ülkenin en büyük zenginliği olacak. Ama onları görmezden gelir, değer vermez, yalnız bırakırsak; umudunu kaybeden, boşveren ve kötü yollara sürüklenen gençlerin sayısı artacak.
Son Söz
Atatürk’ün “Bütün ümidim gençliktedir” sözü hâlâ yolumuzu aydınlatıyor. Türk gençliği, bir yol ayrımında. Kimi hayalini gerçekleştirmek için mücadele ediyor, kimi daha yolun başında vazgeçiyor. Onların gideceği yönü belirleyen şey, bizim onlara sunduğumuz imkânlar olacak.
Unutmayalım: Gençlik geleceğe gitmez. Gençlik, kendisine nasıl davranıldığını görür ve ona göre yol alır.








