Bir zamanlar Türkiye’nin üretim gücüyle anılan, pamuğuyla, ipliğiyle, alın teriyle gurur duyduğumuz Kahramanmaraş, bugün yıkımın gölgesinde ayakta kalmaya çalışan bir şehir… 6 Şubat depremlerinin üzerinden geçen bunca zamana rağmen, hâlâ çözülmeyi bekleyen çok temel sorunlarla boğuşuyoruz: Barınma, yol, su ve geçim derdi.
Yaz ayları geldiğinde her şehirde sıcakla mücadele olur. Bizde ise artık susuzlukla hayatta kalma savaşı… Resmî verilere göre şehrimizde %85’lere varan oranda su kıtlığı yaşanıyor. Mahallelerde musluklar günlerce akmıyor. İnsanlar çamaşırını, bulaşığını, hatta ibadet için abdestini bile tankerle taşınan suyla almak zorunda kalıyor. Üstelik bu sadece kırsal mahallelerin değil, merkezdeki binlerce ailenin de dramı…
Altyapı deseniz, zaten depremlerle yerle bir oldu. Birçok mahallede yollar hâlâ yama yama, kimi yerlerde çukurdan geçmek mümkün değil. Özellikle sanayiye gitmek zorunda kalan araçlar perişan. Her bozuk yol, sanayiye bir ekmek parası daha bırakmak demek oldu artık. Ama esnaf da memnun değil. Parça yok, usta yetişmiyor, malzeme pahalı…
Peki ya küçük esnaf? Bir kısmı konteynerde ayakta durmaya çalışıyor, bir kısmı kepenk açamadı bile. Ne müşteri geliyor ne umut… Üstüne bir de kira belası… Normalde barınması gereken aileler dahi kirasını ödeyemezken, iş yeri kiraları da bir o kadar insafsız.
Kahramanmaraş’ta barınma artık bir çadır meselesi değil; insan onurunun sınandığı bir hayatta kalma hikâyesi haline geldi. TOKİ projeleri umut olsa da, o umut da yavaş ilerliyor. Birçok aile hâlâ konteynerde yaşam mücadelesi veriyor. Çocuklar tozun, toprağın, çamurun içinde büyüyor.
Ve biz bu şehirde sabah ezanıyla uyanıp, gün batımına kadar alın teri döken insanlar olarak bir şeyi unutmuyoruz: Kahramanmaraş yalnız bırakıldı.
Deprem, felaketti. Ama asıl felaket; ihmal, unutulmak, ve göz ardı edilmekti. Bu şehir üretir, bu şehir direnir… Ama bu şehir susuz bırakılırsa, bu şehirde umut kurur.
Buradan çağrımdır:
Yerel yönetimlere, merkezi idareye, yatırımcılara, sivil topluma, bilim insanlarına…
Gelin Kahramanmaraş’ın çığlığına kulak verin. Biz bu topraklarda yeniden yeşermek istiyoruz. Ama bunun için önce suya, yola, konuta ve yaşama hakkına ihtiyacımız var.
Bu şehir, bir zamanlar Türkiye’ye hayat veren bir şehirken…
Şimdi kendi yaşam hakkı için sesini duyurmaya çalışıyor.








