6 Şubat depremleri, yalnızca binaları değil, bir şehrin hafızasını, düzenini ve güven duygusunu da yerle bir etti. Kahramanmaraş, bu felaketin merkez üssü olarak en ağır bedeli ödeyen şehirlerden biri oldu. Aradan geçen sürede yaraları sarma çabası hızla başlatıldı; ihaleler açıldı, projeler dağıtıldı, şirketler sahaya indi. Kağıt üzerinde her şey hızlı ve kararlı görünüyordu. Ancak sahadaki gerçeklik, vatandaşın sabrını zorlayan başka bir tabloyu ortaya koyuyor.
Şehir zaten yıllardır su altyapısı konusunda sıkıntılar yaşayan bir yerdi. Deprem sonrası bu sorun katlanarak büyüdü. Yetkililer “sabredin” dedi, halk sabretti. “Memleket bizim” dendi, vatandaş buna da razı oldu. Ama aynı anlayışın iş yapan taraf için geçerli olup olmadığı bugün en büyük soru işareti.
Çünkü yapılan birçok altyapı çalışmasının kısa süre içinde bozulduğu, kırıldığı, yeniden kazıldığı görülüyor. Aynı yerin defalarca açılıp kapatılması, hem maddi hem de psikolojik bir yıkım yaratıyor. Bu durum doğal olarak şu soruları gündeme getiriyor:
Bu işleri yapan firmalar yeterince denetlendi mi?
Yoksa iş teslimi, yalnızca kağıt üzerindeki bir imzadan mı ibaret kaldı?
Bir altyapı çalışması tamamlandıktan kısa süre sonra arıza veriyorsa burada ya proje hatası vardır ya da uygulama kusuru. Her iki durumda da sorumluluk yüklenici firmadadır. “Biz yaptık, paramızı alınca gideriz” anlayışıyla yürütülen bir sistemin faturası vatandaşa kesilemez.
Daha da düşündürücü olan ise şu: Eğer sonrasında ortaya çıkan arızaları kamu kurumu (KASKİ) düzeltmek zorunda kalıyorsa, bu işler neden baştan itibaren kamu eliyle yapılmadı? Ya da özel sektöre verildiyse, neden bu kadar zayıf bir kontrol mekanizması işletildi?
Kamu-özel işbirliği modeli, doğru uygulandığında hız ve kalite avantajı sağlar. Ancak denetim zayıfsa, bu model tam tersine kaynak israfına ve güvensizliğe yol açar. Kahramanmaraş’ta yaşanan tam olarak budur: Aynı iş için iki kez ödeme yapılmış hissi oluşuyor. Önce özel firmaya, sonra ortaya çıkan sorunları düzeltmek için yeniden kamuya.
Bu noktada cevap bekleyen kritik sorular var:
Bu firmalar işlerini sözleşmeye uygun şekilde tamamladı mı?
Eksik veya hatalı iş teslim eden firmalara yaptırım uygulandı mı?
Uygulandıysa bu yaptırımlar kamuoyuyla neden paylaşılmıyor?
Uygulanmadıysa, neden uygulanmıyor?
Çünkü burada mesele sadece bozuk bir boru ya da çöken bir yol değil. Mesele, deprem sonrası yeniden ayağa kalkmaya çalışan bir şehrin geleceğine duyulan güvendir.
Vatandaşın beklentisi çok açık:
Kaliteli iş, şeffaf süreç ve hesap verebilirlik.
Hiç kimse mükemmel bir sistem beklemiyor. Ama en azından yapılan işin arkasında durulmasını bekliyor. Eğer bir firma işini eksik yaptıysa, bunun bedelini ödemeli. Eğer denetim eksikse, sorumlular ortaya konmalı. Aksi halde aynı hatalar tekrar eder ve bu döngü kırılmaz.
Bugün Kahramanmaraş’ta insanlar sadece su kesintisi yaşamıyor; aynı zamanda “yapılan işe güvenememe” duygusunu yaşıyor. Bu, fiziksel bir sorundan çok daha derin bir problemdir.
Unutulmamalı ki deprem sonrası yeniden inşa süreci sadece beton dökmek değildir. Aynı zamanda güven inşa etmektir. Bu güven bir kez sarsıldığında, tamiri altyapıdan daha zor olur.
Şehir ayağa kalkmak istiyor. Vatandaş üzerine düşeni yaptı, yapıyor. Sabretti, katlandı, destek verdi. Şimdi sıra işi yapanlarda ve denetleyenlerde.
Çünkü bu şehir ikinci kez yıkılmayı kaldıramaz. Bu kez sebep deprem değil, ihmaller olur.








