Türkiye artık bazı temel yasal düzenlemeleri yeniden düşünmek zorundadır.
Bunu söylemek bir tercih değil, bir zorunluluktur. Çünkü hukuk devleti dediğimiz yapı, ayrıcalıklar üzerinden değil, denetlenebilir kurallar üzerinden ayakta kalır. Bugün ülkemizde yıllardır konuşulmayan, konuşulsa da üstü örtülen çok ciddi bir mesele vardır: Bazı kamu görevlilerine tanınan neredeyse sınırsız silah edinme hakkı.
Bu konu artık yüksek sesle tartışılmalıdır.
Sorulması gereken soru nettir:
Bir insanın kamu görevi taşıyor olması ona neden sınırsız silah edinme hakkı versin?
Polis, asker, savcı, bazı bürokratlar, muhtarlar, belediye meclis üyeleri, belirli siyasi pozisyon sahipleri ve çeşitli statüler üzerinden silah alma hakkı kazanmış kişiler için oluşturulan bu geniş ayrıcalık alanı artık yeniden düzenlenmelidir.
Bu bir hak değil; kamu güvenliğini doğrudan ilgilendiren istisnai bir yetkidir.
Ve istisnalar denetimsiz bırakıldığında devlet ciddiyeti yara alır.
Bugün herhangi bir vatandaş bir ruhsatlı silah almak için sayısız prosedürden geçerken, bazı unvan sahiplerinin çok sayıda silaha kolaylıkla erişebilmesi kabul edilebilir değildir.
Bir mahallede resmi evrak işlerini takip eden, ikametgâh belgesi düzenleyen, seçilmiş yerel temsilci sıfatı taşıyan bir kişinin neden birden fazla silaha ihtiyaç duyduğu sorgulanmalıdır.
Bazı Kurumlar
Beş silah.
Altı Silah.
Yedi Silah.
Ne için?
Hangi kamu görevi bu kadar silah stoklamayı gerektirir?
Devlet görevi silah koleksiyonculuğu değildir.
Kamusal yetki, bireysel silahlanma ayrıcalığına dönüşemez.
Aynı soru siyasi parti yöneticileri için de geçerlidir.
Siyasi temsil, silahlı ayrıcalık değildir.
Demokrasinin temeli sandıktır, tabanca değil.
Savcılar ve güvenlik personeli için elbette görev riskleri tartışılabilir. Ancak burada dahi ihtiyaç esaslı, sayı sınırı olan, periyodik psikolojik değerlendirme ve zorunlu denetim mekanizmaları kurulmalıdır.
“Sınırsız hak” modern hukuk devletlerinde kabul gören bir kavram değildir.
Türkiye’nin acilen yapması gereken budur:
Birinci olarak; silah edinme ayrıcalıkları yeniden tanımlanmalıdır.
Unvana dayalı otomatik silah edinme hakkı kaldırılmalı, görev riski esaslı objektif kriterler getirilmelidir.
İkinci olarak; sayı sınırı konmalıdır.
Hiçbir kamu görevlisi makul görev ihtiyacını aşacak sayıda silaha sahip olmamalıdır.
Bir kamu görevlisinin cephanelik oluşturması hukuk devleti görüntüsü vermez.
Tam tersine denetimsizlik algısı yaratır.
Üçüncü olarak; tüm ruhsatlı silahlar dijital merkezi takip sistemine bağlanmalıdır.
Hangi silah nerede?
Kimde?
Aktif mi?
Satıldı mı?
Kayboldu mu?
Devredildi mi?
Bu soruların tamamı anlık izlenebilmelidir.
Bugün teknolojik altyapı buna fazlasıyla uygundur.
Yapılmıyorsa sorun teknik değil, irade eksikliğidir.
Dördüncü olarak; ruhsatsız silah trafiği tam anlamıyla mercek altına alınmalıdır.
Türkiye’de ruhsatsız silahların nereden geldiği, hangi hatlar üzerinden dağıtıldığı, kimler tarafından organize edildiği ve hangi şehirlerde yoğunlaştığı şeffaf biçimde araştırılmalıdır.
Bu mesele yalnızca asayiş değil, ulusal güvenlik meselesidir.
Kayıtsız silahın dolaştığı her alan, devlet otoritesinin zayıfladığı alandır.
Bir devlet silahın kimde olduğunu bilmiyorsa, güvenliği tesadüflere bırakmış demektir.
Toplum artık şunu görmek istiyor:
Kurallar herkese eşit uygulansın.
Unvanı olan ayrıcalık değil, sorumluluk taşısın.
Görev sahipleri hesap verebilir olsun.
Silah bir güç gösterisi değil, sıkı denetime tabi istisnai bir araç olarak görülsün.
Türkiye zor bir dönemden geçiyor.
Ekonomik, sosyal ve kurumsal olarak yeni bir denge arıyoruz.
Bu dengeyi kurmanın yolu eski alışkanlıkları sorgulamaktan geçer.
Bazı yasalar artık çağın gerisinde kalmıştır.
Bazı imtiyazlar artık savunulamaz hâle gelmiştir.
Bazı düzenlemeler “hep böyleydi” denilerek sürdürülemez.
Devlet ciddiyeti; ayrıcalığı çoğaltmakla değil, kuralları eşitlemekle güçlenir.
Türkiye bu demokratik sınavı yine birlikte geçecektir.
Ama bunun için cesur bir hukuk reformu şarttır.
Silah hakkı değil, kamu güvenliği konuşulmalıdır.
Ayrıcalık değil, denetim konuşulmalıdır.
Ve artık şu soru yüksek sesle sorulmalıdır:
Bir muhtarın, bir siyasi unvan sahibinin, bazı ayrıcalıklı statü sahiplerinin neden sınırsız silaha ihtiyacı var?
Bu soruya makul bir cevap verilemiyorsa, o ayrıcalık derhal kaldırılmalıdır.
Çünkü hukuk devleti; açıklanamayan yetkileri değil, denetlenebilen kuralları sever.








