• Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
Anasayfa
  • GÜNCEL
  • BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ
  • İLÇE
  • SİYASİ
  • EĞİTİM
  • SAĞLIK
  • SPOR
  • DÜNYA DİN BÖLGESEL MEDYA İNTERNET
  • Ara
SON DAKİKA:
18:59
Başsavcılıktan “fail kaçırıldı” iddialarına yalanlama
17:03
Rektör Okumuş’tan Vali Ünlüer’e Ziyaret
17:02
ANAHTAR PARTİ SÖZCÜSÜ FUAT GEÇEN’DEN TOM BARRACK ÇIKIŞI: HADDİNİ BİLECEK!
16:58
Büyükşehir, Sınav Günü de Özel Gereksinimli Vatandaşları Yalnız Bırakmadı
16:57
Üniversiteye Hazırlanan Gençlere Büyükşehir’den Ödüllü Deneme Sınavı
16:56
Elbistan’ın Yeni Kütüphanesinde Sona Doğru
16:54
Milletvekillerinden Yaralı Öğrencilere Ziyaret
12:53
Kahramanmaraş’ta yaşlı kadın yangında hayatını kaybetti
11:50
Kahramanmaraş’ta Okul Saldırısında Yaralanan Öğrencilerin Tedavisi Sürüyor
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar Üye Paneli
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Köşe Yazarları
  2. Ahmet Süreyya DURNA
  3. NEYDİ O KÂBUSLU YILLAR
17 Mayıs 2025 - 16:08

NEYDİ O KÂBUSLU YILLAR

17 Mayıs 2025 - 16:08
Yorumlar
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Ahmet Süreyya DURNA
Ahmet Süreyya DURNA
[email protected]

Yıl, 1971 Konya'da okuyoruz. Tam dokuz kişi, kiraladığımız kerpiç evde yatıp kalkmaktayız. Pilli radyomuzun düğmesini açtığımızda; haberlerin baş kısmını Anadolu'nun muhtelif yerlerinde, gruplar hâlinde yakalanan Müslümanlar oluştururdu.

Bunlar, genellikle sözde âyin yaparken yakalanan masum ve mazlum Müslümanlardı. Suç aletleri ise; ibadet esnasında kullandıkları ya sarık ile takke, ya okumuş oldukları itikâdi ve ilmihâli bilgileri içeren bir kitap, ya 99'luk tespih, ya da diş temizliği için fırça yerine kullanılan bir misvak... Yani suç dosyaları (!) oldukça kabarık.

Zamanın sıkıyönetim komutanlarından (daha sonra CHP'den İçişleri Bakanı olan) İrfan Özaydınlı, "Bunların tespih taneleri atom! Seccadeleri füze! Takkeleri jettir!" diyordu ve en fazla Müslümanların sürek avcılığını da o yapıyordu.

İşte makûs günlerden bir gün, bahar aylarından bir pazar sabahı, stres atmak için kır gezintisi yapmayı kararlaştırdık. Hep birlikte Çumra kazasına giderek piknik yapıp, Çarşamba ırmağında bir güzel kulaç atarak yüzeceğiz. Çumralı arkadaşlardan biri, babasının at arabasını alarak bizi Kargın kasabasının yakınında bulunan bir kuyu başına götürdü. Burada; çimenlerin üstüne mütevazı soframızı açarak, Konya'dan aldığımız köpük helvasını, zeytin ve peynir cinsinden nevâlemizi yemek için oturduk. Karnımızı doyurduktan sonra; oyun oynadık, güreş tuttuk derken, gün aştı ve hava karardı. İleride ekinlerin arasından yanımıza doğru bir hayli görkemli karartıların gelmekte olduğunu gördük ve bunları, otlayan “camız sürüleri” zannettik. Tahminim mayıs ayının ortaları idi. Ova zümrüt gibi yeşil, ekinler/otlar diz boyundaydı. Aklımız üç karış havada, başımızda “kavak yeli”nin estiği, heyheyli bir yaştaydık. Yâni, 17 falan civarlarında. Diğer arkadaşlarımızla hemen hemen aynı yaşı paylaşıyoruz.

Artık toparlanıp kalkacağımız bir sırada etrafımız birden kuşatıldı ve mekanizmaların şakırtılarıyla karışık bir ses tonu kulağımızı yalayıverdi; ”Kıpramayın! Teslim olunuz!” Neye uğradığımızı bilemedik. Sanki iştahımız boğazımızda düğümlendi, şaşırdık ve şok yaşadık doğrusu...

Meğerse istemezin biri, yabancı olmamızdan mütevellit bizleri, “kır gerillaları” şeklinde ilçe karakoluna şikâyette bulunmuş. Ekinlerin arasında gördüğümüz karartılar ise, asayiş ve güvenlik görevlileriymiş. Hiç birimiz, suçumuzun ne olduğunu bilmiyor. Askerlik yapmadığımız için kollarındaki rütbe farkını da bilmiyoruz. Topluca araçlara doldurularak ilçe karakoluna götürüldük. Gâlibâ en kıdemli olanı, “Şimdi vakit geçti, hesabınızı yarın göreceğim!” dedi ve gitti.

Gözümüze kestirdiğimiz görevlinin birine, “Suçumuz ne ki?” diye sorduk. O da doğulu şivesiyle; “Suçuyuz böök hemişerim! İrteca hortlatmışsıyız!” yanıtını verdi. Geceyi karakolda geçirdik. Ayakta!..

Sabahleyin hepimizi tek tek ifâdeye çağırdılar. Her çağrılan arkadaşımızın feryâdı ayyûka çıkıyordu adeta. Sıra bize ha geldi ha gelecek diye ödümüz kopuyor ve yüreğimiz serçe yüreği gibi inip inip kalkıyordu. İşte o an çabuk geldi ve bizi çağırdılar. İçeride iki kişi vardı; biri resmî, öbürü sivil. Resmî olan ayakta, öteki masada oturmaktaydı. Resmî olan “komut” vermekte gecikmedi: “Gömleğini kafana geçir ve eğil!” Denileni yaptım ve eğildim. Başımı bacaklarının arasına kıstırarak, çıplak sırtıma kenetlenmiş elleriyle balyoz gibi yumruk indiriyordu. Öyle ki, bilinçli bir şekilde böbreklerime vuruyor ve beni sakatlamak istiyordu. Başım gömleğime sarılı ve bir de bacaklarının arasında oluşu nedeniyle boğulma tehlikesi geçiriyordum. Herhalde dövmekten yorulmuş olacak ki, ara verdi ve “Said Nursi'ye küfredersem beni dövmeyeceğini” söyledi.

.........................

Ben ise, pelteleşmiş vaziyette; sivil oturandan göz ucuyla, “yeter artık dövmeyin!” demesini bekliyordum ki, hayret! O da ne!

Benim çocukça, “imdat” beklediğim sivil otorite; “Yoruldunuzsa biraz nöbet değiştirelim! Biz burada bostan korkuluğu değiliz herhalde!” demez mi? Resmî olan, “Hay Allah razı olsun senden” karşılığını vererek bu yorucu işi ona devretti.

Kendisinden yardım beklediğim sivil otorite, bir başka türlü yardıma koşuyordu(!), hem de daha teknik bir şekilde... O, elini cebinden hiç çıkarmadan sürekli tekme ile vuruyor ve üstelik sadistçe kahkaha atarak gülüyordu... Vücudum direncini kaybettiğinden, her tekmede bir yerlere savruluyordum. Bacaklarım tutmuyordu. En sonunda belindeki tabancayı şakağıma dayadı ve “Demin ki sözleri tekrar etmezsen, seni geberteceğim ulan eş....!”

.........................

Kendimi konsantre ederek pencereden atlamayı göze aldım ve yöneliyordum ki, o bu hareketimden anladı. Avını yakalamaya çalışan bir aslan pençesine eş, eliyle ense yakamdan tutuverdi!.. Son bir tekme daha atarak, “Dışarı çık!” diye gürledi.

Tüm arkadaşlarımız aynı “garnitür”den nasibini aldıktan sonra, ellerimize ortaklaşa kelepçe vuruldu ve doğru mahkeme salonuna!.. Ve de arkasından cezaevi koğuşu...

Tam dört buçuk ay yatıp dışarı çıktığımızda gördük ki, ilkbaharın izleri silinmiş, son baharın havası hâkim olmuştu. Yapraklar sararmış, otlar kurumuştu. Yine de hep birlikte doğruca, Çarşamba Irmağı’na giderek, bir güzel çimdik. Yıkandık yâni...

Koskoca bir elli dört (54) yıl geçmiş aradan!.. Hatırlayıp hüzünlenmemek elde değil. Dayak yeme ve suçsuz yere ceza çekme pahasına da olsa; vatanıma, milletime, devletime, bayrağıma sırılsıklam bağlıyım çok şükür.

Canım feda olsun bin kere. Kahrolsun haricîler!

                                                                                                                                       Ahmet Süreyya DURN

  • YORUMLAR
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • SORUMSUZ EBEVEYNLER - 20 Nisan 2026
  • Kuruluşunun 181. yılı münasebetiyle Türk Polis Teşkilatına Armağanım olan şiirimdir. - 10 Nisan 2026
  •   GEZİ NOTLARI - 06 Nisan 2026
  •     AKDENİZ NOTLARI - 16 Mart 2026
  • DİPTEN GELEN DALGALAR - 04 Mart 2026
  • KAHRAMANMARAŞ'IMIZIN KURTULUŞ YIL DÖNÜMÜ OLAN 12 ŞUBAT GÜNÜNE DAİR. MADALYALI KENT - 11 Şubat 2026
  • GRİ MÜSLÜMANLIK - 03 Şubat 2026
  • GEZİ NOTLARI - 13 Ocak 2026
  • LÜZUM ÜZERİNE - 23 Aralık 2025
  • TÜREDİ DİN BEZİRGÂNLARI - 01 Aralık 2025
  • BABAM SÜLEYMAN HOCA'NIN ARDINDAN - 17 Kasım 2025
  • ŞÜKÜR BORCU - 15 Ekim 2025
  • ROL MODEL BOYALI (BERTİZ) GÜREŞLERİ - 23 Eylül 2025
  •    ANILARIMDAN…    - 17 Eylül 2025
  • EKSANTRİK BİR KONU - 13 Ağustos 2025
  • DEKLARASYONUMDUR - 23 Temmuz 2025
  • ŞİİR AFŞİN'DE OKUNUR - 10 Temmuz 2025
  • ANILARIMDAN - 16 Haziran 2025
  • ŞAİRLER ESKİŞEHİR'DE BULUŞTU  - 01 Mayıs 2025
  • DEFİNE AVCILARI  - 17 Nisan 2025
  • 1
  • 2
Köşe Yazarları
Havva KARABACAK
Havva KARABACAK
BAŞARI BASKISI ÇOCUKLARI NASIL ETKİLİYOR?
AHMET SANDAL
AHMET SANDAL
GENÇLER VE ŞİİR
DİJİTAL KALABALIKTA SAHTE OTORİTELER VE GERÇEK EMEĞİN GÖLGELENMESİ
HALİL HINAZ
DİJİTAL KALABALIKTA SAHTE OTORİTELER VE GERÇEK EMEĞİN GÖLGELENMESİ
Ahmet Süreyya DURNA
Ahmet Süreyya DURNA
SORUMSUZ EBEVEYNLER
AMATÖRDE "EGO" AKREDİTESİ!
İLKER YİYEN
AMATÖRDE "EGO" AKREDİTESİ!
Oğuz Karakoç
Oğuz Karakoç
Cahit Paköz ve KİPAŞ Eğitim Kurumlarının Başarısı
YUSUF POLAT
YUSUF POLAT
Hayaller şampiyonluk gerçekler ikincilik
Ramazan AYDIN
Ramazan AYDIN
YÖNETİCİLER ELEŞTİRİYE NEDEN TAHAMMÜL EDEMİYOR?
**Yaptığın İşle Mutlu Olmak!**
BEKİR DOĞAN
**Yaptığın İşle Mutlu Olmak!**
HELAL TİCARET MEDENİYETİ OLARK İSLAM
Mustafa SAYLAK
HELAL TİCARET MEDENİYETİ OLARK İSLAM
KÖLELİĞE ALIŞAN RUH, ÖZGÜRLÜĞÜ TAŞIYAMAZ
Mehmet Akpınar
KÖLELİĞE ALIŞAN RUH, ÖZGÜRLÜĞÜ TAŞIYAMAZ
Çok Okunan Haberler
Kahramanmaraş’ta 2 milyonluk dolandırıcılık
Kahramanmaraş’ta 2 milyonluk dolandırıcılık
KAHRAMANMARAŞ’TA BAYRAMDA GÖREV BAŞINDA OLAN SAĞLIK ÇALIŞANLARINA ANLAMLI ZİYARET
KAHRAMANMARAŞ’TA BAYRAMDA GÖREV BAŞINDA OLAN SAĞLIK ÇALIŞANLARINA...
HG Hospital’da Bayram; Moral ve Şifa Bir Arada
HG Hospital’da Bayram; Moral ve Şifa Bir Arada
Ana Sayfa
GÜNCEL
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ
İLÇE
SİYASİ
EĞİTİM
SAĞLIK
SPOR
DÜNYA
DİN
BÖLGESEL
MEDYA
İNTERNET
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Video Galeri
Vefatlar
Üye Paneli
Günün Haberleri
Arşiv
Gazete Arşivi
Hava Durumu
Gazete Manşetleri
Nöbetci Eczaneler
Namaz Vakitleri
MEDYA GAZETESİ - KahramanMaraş'ın Yerel ve Güncel Haber Siteniz
İsmet Paşa Mahallesi Azerbaycan Bulvarı Basın Evi Girişi N: 27/1 Giriş Kat N: 18 Dulkadiroğlu/KAHRAMANMARAŞ
[email protected]
0 (344) 224-3472
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Vefatlar
  • Üye Paneli
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Gazete Arşivi
  • Hava Durumu
  • Gazete Manşetleri
  • Nöbetci Eczaneler
  • Namaz Vakitleri
sanalbasin.com üyesidir

  • Rss
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri

Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.

Yazılım: Tumeva Bilişim