Zararlı sanal oyunları, zararlı kadın programlarını, zararlı TV dizilerini ve zararlı bilumum internet, sosyal medya ve TV ile bilgisayar kaynaklı program ve yayınları ne zaman engelleyeceksiniz?
Sosyal medyaya çocukların ve gençlerin erişimini ne zaman yasaklayacaksınız ya da kısıtlayacaksınız?
Ne zaman, ne zaman, ne zaman?
Ben bir köşe yazarı olarak, TV’lerdeki sabahları kadın programları adı altındaki yayınların zararları ve yasaklanması ya da kısıtlanması hakkında en az on kez yazı yazdım.
Ben bir köşe yazarı olarak, gençleri duygusuzlaştıran ve şiddete yönelten sanal oyunlar adı altındaki bilgisayar oyunların zararları ve yasaklanması ya da kısıtlanması hakkında en az on kez yazı yazdım.
Ben bir köşe yazarı olarak, TV dizilerinin zararları ve yasaklanması ya da kısıtlanması hakkında en az on kez yazı yazdım.
Ben bir köşe yazarı olarak, sosyal medyanın özellikle gençlerimiz ve çocuklarımız için zararları ve yasaklanması ya da kısıtlanması hakkında en az on kez yazı yazdım.
Yaz, yaz, yaz. Ancak hiçbir yetkili ve hiçbir Devlet organı harekete geçip de bir şey yapmıyor.
Ayıp be!
Yeter be!
Yazık be!
Dün (14/04/2026 günü Şanlıurfa Siverek’te) ve bugün (15/04/2026 Kahramanmaraş Merkezde) ayrı ayrı iki okulda, farklı öğrenciler tarafından silahlı baskınlar yapıldı. Şu an itibariyle 1 öğretmen, 3 öğrenci ve 20 öğrencimizin yaralı olduğu haberleri geliyor. İçimiz yanıyor ve hüznümüz büyük, boynumuz bükük ve yüreğimiz buruk.
Yukarıda saydığım ve “yapılmıyor” dediğim hususlardan yalnızca sosyal medyaya çocukların ve gençlerin erişiminde engeller ve kısıtlamalar getiren bir yasa teklifinin TBMM gündeminde olduğunu biliyorum. O da daha yasalaşmadı.
Maalesef, toplumumuz, geleceğimiz ve gençlerimiz açısından önemli olan hususlarda zamanında ve etkili karar allamıyoruz. Maalesef. İşte bu üzüntümden dolayı, yazıma sert ve hatta sinirli cümlelerle başladım.
Aileler dağılıyor. Evlilikler azalıyor. Evlilikten sonra boşanmalar artıyor. Çocuk sayımız ve genç nüfusumuz azalıyor. Kadına ve çocuğa şiddet almış başını gidiyor. Akran zorbalığı her daim gündemde. Toplumda her şey menfaat oldu. Selam-sabahı kesti insanlar. İletişim bitti. Aile içi iletişim dahi kalmadı. Aileler ve evler artık birer pansiyon gibi oldu. Akşam olduğunda herkes odasında ve herkes kendi Dünyasında.
Rahmetli Fuzuli “selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar” diyor. Rüşvet dediği menfaat ve beklenti. Yani Fuzuli devrinden daha kötü bir devirdeyiz. “Selam veriyorsun, senden bir beklentisi yoksa ve menfaat içinde değilse” ya selamı almıyor ya da selam alsa da “merhabaya durmuyor.” Çekip gidiyor.
İlişkiler yapmacık ve “vıcık vıcık” dedikleri bir hal almış. Toplumda hasbi ve samimi sohbet ve diyalog kalmamış.
Adam nasılsın diye soruyor, cevabını almadan yürüyüp gidiyor. “Adam alışkanlıktan “nasılsın” diyor.” Alışkanlıktan nasılsın diyene “sana ne?” diye cevap vermek gerekir esasında.
Bir öğretmen anlatmıştı. Bir gün öğretmen sınıfa girmiş ve öğrencilere seslenmiş: “Arkadaşlar, filanca arkadaşınız, maalesef dün gece vefat etti, artık aranızda olmayacak.” Öğrencilerin o haber karşısında “aaa, aaa, ne zaman olmuş, niye ölmüş, vah vah” diye üzüntüyle sesleneceklerini beklenirken,” öğrenciler, “bugün okul tatil mi Hocam” diye karşılık vermişler.”
Öğrencilerimizin en azından bir kısmı bu kadar duygusuz? Tabi tüm öğrencilerimizi bu şekilde aynı kefeye koyamayız. Elbette candan davranan ve sevgi ile, hassas duygu ile hareket eden nice nice öğrencilerimiz vardır. Ancak sanal oyunların ve ekran bağımlılığının öğrencilerimizi duygusuzlaştırdıkları da bir gerçektir.
Bu noktadan hareketle öğrencilerimizi nasıl bu girdaptan ve sanal oyunlar, ile ekran bağımlılığından nasıl kurtarabiliriz? Bunu sorup ve bunun üzerinde düşünmek gerekmez mi?
Maalesef, bugün 13 yaşındaki bir öğrenci çantasında silah ve mermi ile okul basıp ve öğrenim görmekte olan öğrencilerin (hatta arkadaşlarının) sınıfına girerek rastgele ateş ederek cana kıyıyor, öğrencileri katledebiliyor. Hatta o öğrenciler kendisinin belki de en yakın arkadaşıdır. Belki de her gün, okul bahçesinde oturup da sohbet ettiği, top oynadığı ya da birlikte gezip tozduğu arkadaşıdır.
Nasıl böyle duygusuz olduk? Nasıl bu kadar sanal hayat bağımlısı olduk?
Hele utanmazlık sergileyen kadın programları ve hele ahlak bozan TV dizileri?
Kadın kuşağı ya da sabah kuşağı denilen ve akşama kadar süren o TV programlarında ne aile sırrı, ne insanlık ve ne de ahlak kaldı? Her şey çarşaf çarşaf ortalığa açılıyor. Ve buna Yetkililer seyirci. Onlar da seyrediyor.
Ayıp be!
Yeter be!
Yazık be!
TV dizileri diye seyrettirilen her programda şu beş sakat anlayış her an, her saniye bu topluma izletiliyor.
1-Kadın erkeğe bağırıyor, erkek kadına bağırıyor. Sürekli gerginlik var. Bir sükûnet ve huzur havası yok dizilerde (TV dizilerinde sürekli bağırma var, sürekli gerginlik var)
2-Kadın ve erkek oyuncular lüks arabalarda geziyor ya da lüks evlerde yaşıyor. Tabi bazen lüks arabalarda gezemeyenler de ya da lüks evlerde oturamayanlar da oluyor TV dizilerinde. Onlar da o lüks içinde yaşayanlarla çatıştırılıyor. (TV dizilerinde sürekli dengesizlik ve çatışmalar, zıt kutuplar öne çıkartılıyor)
3-Birçok sahnede açık-saçık giyinen kadınlar ve onların etrafında alçak ve sinsi bakışlı erkekler var. (TV dizilerinde kadın ve erkek her daim cinsellik objesi olarak sergileniyor)
4-Hiçbir sosyal, kültürel ve ahlaka dair mesaj verilmiyor ve devamlı basit ve gündelik olaylar sergileniyor. (TV dizilerinde basit ve sıradan ve her yerde rastlanacak hiçbir özelliği olmayan konular matah bir şey gibi senaryolaştırılıyor)
5-Her TV dizisinde, neredeyse her TV dizisinde silah, tabanca ve otomatik tüfekli sahneler var. O onu öldürüyor, bu bunu öldürülüyor. (TV dizilerinde ölümler normalleştiriliyor)
Ayıp be!
Yeter be!
Yazık be!
Ben bu sözleri söylemekten bıktım ve usandım. Ancak yetkililer gözlerini kapatmaktan ve kulaklarını tıkamaktan usanmadılar. Hiçbir tedbir yok. Hiçbir kararlı önlem yok. Adeta toplumu yukarıdan aşağıya doğru frensiz bir otobüsün içine doldurmuşlar ve yokuş aşağıya salmışlar.
Ayıp be!
Yeter be!
Yazık be!
Ahmet Sandal








