Bir köşe yazarı olarak zaman zaman bu köşeden hatta isim de vererek bazı İlahiyat Profesörlerine cevap verip fikirlerine katılmadığımı ya da katıldığımı açıkça beyan ettim. Mesela, bundan birkaç sene önceki yazımın başlığı şöyledir: “Hayrettin Karaman'ın Son Yazısında 3 Olumsuz / 4 Olumlu Nokta."
Evet, bu köşe yazarı Kardeşiniz, İlahiyat Profesörlerinden görüş ve fikirlerini beğendiğini ya da beğenmediğini açıkça beyan eden bir karaktere sahiptir. Sırf İlahiyat Profesörleri değil, tüm fikir ehli için tavrım budur.
Konu bir hususta fikir ve görüş farklılığı ya da aynılığı olunca bunu gündeme getirmeyi bir görev sayarım. Özellikle de “Dinimiz İslam’ın temelindeki fikir ve görüşler üzerinde” ben de fikrimi ve görüşümü ifade ederim. Münazaraya açık olurum. Tabi hassaten şunu belirterek bunu ifade ediyorum, “Dinimiz İslam’ın temelindeki fikir ve görüşler üzerinde” görüş ve düşüncelerimi açıklar ve gerekirse münazara içinde olurun. Ancak, İslam Tarihidir, fıkıhtır, kelamdır ve ayrıntısını bilmediğim bir husustur, tartışmaya ya da münazaraya girmem. Çünkü konunun uzmanı değilim. Elbette ki, “Dinimiz İslam’ın temelindeki fikir ve görüşler üzerinde” söz hakkımız olmalıdır. Çünkü her Müslüman bu temel fikir ve görüşleri bilmek zorundadır. (Bir Müslüman İslam’ın temel konularında bir İlahiyat Profesörü kadar bilgili olmalıdır. Bu da benim ayrı bir görüşümdür.)
Bu açıklamalardan sonra gelelim bu yazının asıl konusuna. Bugün de yine İslam’ın temelinde bulunan bazı hususlardaki açıklamaları dolayısıyla bir İlahiyat Profesörüne cevap vereceğim.
Profesör Dr. Mehmet Okuyan, "farz namazlara "sünnet" değil, genel anlamda "nafile" denmesi gerekir” diyor. Çok yanlış bir söz bu. Bir kere biz tüm namazları Allah (cc) rızası için ve Sevgili Peygamberimizin (asm) yaptığı ve bize de kılmamızı emrettiği ibadetler kapsamında kılıyoruz. Bu açıdan baktığımızda beş vakit namaz kılmak, farzı ve sünnetiyle birlikte zaten başlı başına bir sünnettir. Evet, Peygamberimizin (asm) yaptığı bir amel olarak namaz kılmak bir sünnettir. O sünnetin içinde mutlak kılınması gerekenler farzdır. Peygamberimizin kendisi nafile olarak, fazladan kıldığı namazlar, Peygamberimiz (asm) için fazladan nafile namazdır, bizim için, Sevgili Peygamberimizi (asm) örnek aldığımız için sünnet namazıdır. (Bir kişi sünnette de olmayan yararlı bir işi fazladan icra etmişse, bu nafile bir ibadettir. Mesela, bir kişi her gece kendine göre bir tesbih çekiyor ve zikir halinde ibadet ediyorsa, mesela, hafta sonları nasılsa evdeyim, bu günlerde oruç tutayım bari derse bunlar nafile ibadettir.)
Konu bu kadar açık ve anlatılması ve açıklanması da basittir.
Biz farz namazları dışında, tüm namazlara “nafile” dersek, zaten bu namazları da “Peygamberimiz nafile namaz diye kılmış, biz de bu namazları “nafile” diye adlandıralım dersek, “sünnet namazları” ortadan kaldırırsak, kendimizi –haşa- Peygamberimiz (asm) konumunda mı göreceğiz? Biz Müslümanlar için Sevgili Peygamberimiz (asm) örnektir ve örnek alınan bir rehberin, yaptığı fiil, beyan ettiği fikir, elbette ki, basit ve sıradan değildir. Biz sünnetleri öyle nafile kapsamında gördüğümüzde, maazallah, İslam’ın Sevgili Peygamberini (asm) bizim de Sevgilimiz ve Önderimizi (asm) sıradan ve basite almış oluruz. Bu İslam’a yöneltilmiş en büyük tehlikedir. (Bu tehlikeye Müslümanları bilerek ve kasten çekenler, Dinen büyük vebal altındadır. Bu tehlikeye Müslümanları bilmeden ve safça çekenler, gaflet içindedir.)
Evet, Sevgili Peygamberimiz(asm)in nafile ibadetleri, Sevgili Peygamberimiz (asm) için “nafile”dir. Bizim için sünnettir. Bunu bir kez daha beyan etmeyi önemli buluyorum. (Nafile demek fazladan demektir. Yararlı olan demektir.)
Buradan Teheccüd Namazından bahsederek, açıklamalarımıza devam edelim. Dinimizde Teheccüd Namazı var. Teheccüd namazı farz değil, sünnet olarak kılınan bir namazdır. Hatta Sevgili Peygamber Efendimiz (asm) tarafından bize ısrarla tavsiye edildiği ve kendisi tarafından bizzat kılındığı için müekked sünnet (kılınması kuvvetli tavsiye edilen bir sünnet) olarak kabul edilmektedir. Teheccüd Namazı Sevgili Peygamberimiz (asm) açısından nafile bir namazdır. Ancak bizim için nafile değil, Peygamberimiz (asm) kıldığı için sünnettir.
Buradan oruç bahsine geçelim. Peygamberimiz (asm) tarafından farz olan oruç dışında tutulan oruçlar, Peygamberimiz açısından nafile ibadettir, bizim açımızdan sünnettir.
Buradan bir başka hususa ve önemli bir noktaya işaret edelim.
"Sünnet namazları ara sıra kılmayanları ya da sakal sünnetini yerine getirmeyenlere "sünneti terketti" diyoruz. Şimdi Prof. Dr. Mehmet Okuyan’a göre "nafile namazı terketti, nafile bırakılan sakalı terketti mi diyeceğiz?" Diyemeyiz. Çünkü nafile ibadetlerin terkedilmesi diye bir şey olamaz.
Ya da bir kişi Sevgili Peygamberimizin (asm) sünneti olan evliliği yerine getirmezse, yani evlenmemişse, o kişi için “nafile ibadet olan evliliği” terk etti mi diyeceğiz. (Burada hassaten belirtiyorum. Evlilik bir ibadettir. İslam’da adetler, niyetlere göre ibadet haline gelir. “Bir kişi adet olduğu üzere evlendim derse, adet olur.” Ancak bir kişinin niyeti şöyle olursa, “Sevgili Peygamberimiz (asm) evlenmiş, evlilik bir Peygamber sünnetidir. Ben de o nedenle evleniyorum” derse bu ibadet olur.)
Konuya bir de şu açıdan bakabiliriz. “Sünnetlerin terki mesuliyet gerektirir. Nafilenin terkinde böyle bir mesuliyet yoktur.” (Buna göre siz nasıl sünnet ile nafileyi aynı görürsünüz.)
Bir kişinin sünnet olan namazı ya da sakal bırakmayı terk etmesi, vicdani bir mesuliyet gerektirir. Ancak bir kişi evlenme yaşı gelip de geçtiği halde evlenmemişse bu durumda, vicdani mesuliyet yanında bir de umumi (toplum açısından) mesuliyet gündeme gelir. Her Müslüman, “ben de evleneyim ve bu toplum için hayırlı evlatlar ve nesiller yetiştireyim” düşüncesinde olacak. Bu düşüncede olmamak bir sünneti terk etmektir ki, bu vicdani sorumluluk yanında bir de umumi yani toplumsal sorumluluk meydana getirir. ve hem de
Sözü uzatmayayım, benim bu husustaki görüşüm budur. Yani sünnet namazları "nafile ibadetlerden saymak" yanlıştır. Sünnetleri hor görmek yanlıştır. Sünnet, İslam’ın en mühim kuralıdır ve yeri gelir farzlardan önce gelir. (Farzlardan önce gelir derken, sünnetin yok edilmesi, farzların da yok edilmesine, yanlış bir gidişe yol açabilir. Bu açıdan sünnetler, farzları koruyan bir zırhtır, elhamdülillah. Bu zırhı çıkartmak isteyenler, İslam’ı korumasız bırakmak isteyenlerdir, maazallah.)
Yazımın sonunda bir not: Evet, ben bir gariban köşe yazarı olarak çokbilmiş İlahiyat Profesörleri kadar, belki dini bilgilere sahip değilim. Ancak, elhamdülillah temel dini bilgilerim sağlamdır. Aklı başında, ilim, irfan ve izan sahibi bir İlahiyat Profesörü kadar dini bilgileri yorumlar, anlar ve uygularım.
Zaten bu kadarı yetiyor.
"Çok bilmek değil doğru yorumlamak" insanı kurtarır.
Vesselam.
Ahmet Sandal








