KEMAL BAĞCI'YI ANARKEN

Filozof ve düşünür Sakallı Celal'in şu sözü, aradan geçen onlarca yıla rağmen hâlâ güncelliğini koruyor:

"Türkiye durmaksızın doğuya doğru giden bir gemidir. Bazıları bu geminin güvertesinde batıya doğru koşarak Batı'ya gittiklerini sanırlar."

1886 yılında doğan, 1962 yılında hayatını kaybeden Sakallı Celal'in bu tespiti bugün anlamını yitirdi mi? Ne yazık ki hayır. Çünkü hâlâ ihmalin, plansızlığın ve gereksiz risklerin bedelini insan hayatıyla ödemeye devam ediyoruz.

19 Temmuz 1997'de Gaziantepli bakanların havaalanındaki karşılamasını izleyen gazeteciler, daha iyi görüntü alabilmek amacıyla hareket halindeki otobüsün üzerine çıkmıştı. Havaalanı çıkışındaki tak fark edilemedi; gazeteciler başlarını taka çarptı. Kazada altı basın mensubu yaralandı.

Yaralılardan Milliyet Gazetesi Gaziantep Bürosu muhabiri Kemal Bağcı, 22 Temmuz 1997'de; yerel Güncel Gazetesi muhabiri Nuri Karabulut ise uzun süren tedavisinin ardından 1 Mayıs 1998'de yaşamını yitirdi.

Kemal'in aramızdan ayrılışının üzerinden 29 yıl geçti. Ama o, bizim hafızamızda hep 32 yaşında kalacak. Bugün yaşasaydı 61 yaşındaydı. Dilerim çocukları, babalarının yaşayamadığı yılları da kendi ömürlerine ekleyerek uzun ve sağlıklı bir hayat sürerler.

Kaza Nasıl Olmuştu?

ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ın kurduğu ANAP, DSP ve DTP Koalisyon Hükümeti döneminde Gaziantep milletvekilleri Mustafa Taşar, Mustafa Yılmaz ve Mehmet Batallı bakan olarak görev yapıyordu.

Mustafa Taşar ve Mehmet Batallı'nın Gaziantep programını Anadolu Ajansı adına Ahmet Karaaslan ile birlikte takip ediyorduk.

Havaalanındaki görkemli karşılamanın ardından konvoy şehir merkezine doğru hareket etti. Ahmet Karaaslan ve diğer basın mensupları daha rahat görüntü alabilmek için ANAP otobüsünün üzerine çıkmıştı. Ben ise Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın'ın bulunduğu otomobilde, otobüsün hemen arkasındaydım.

Havaalanından anayola çıkmadan hemen önce bir anda otobüsün üzerinden kamera ve fotoğraf makineleri düşmeye başladı. Otomobilimiz fren yapınca indik. O ana kadar ne olduğunu anlayamamıştık.

Sonra çığlıklar yükseldi...

Konvoy, üzerinde "Gaziantep Havaalanı" yazan takın altından geçmişti. Görüntü almaya odaklanan gazeteciler ise arkalarında kalan takıyı fark edememişti.

"Ambulans çağırın!", "Doktor yok mu?" sesleri arasında kanlar içindeki altı gazeteci otobüsten indirildi ve Sani Konukoğlu Hastanesi'ne götürüldü.

Hastaneye vardığımda ilk olarak uzun yıllar ofis komşuluğu yaptığım Kemal'in yanına gittim. Anadolu Ajansı ile Milliyet Gazetesi, Hürriyet Caddesi'ndeki Söylemez İşhanı'nda aynı katta faaliyet gösteriyordu.

Sedye üzerinde oturuyordu.

"Nasılsın Kemal?" diye sordum.

"Bilmiyorum... İyiyim... Bekliyorum." dedi.

Onunla yaptığım son konuşma bu oldu.

Kazadan İrfan Mermer, Nuri Karabulut, Şevki Durusu, Hüseyin Yaba ve Mehmet Uzun da yaralanmıştı.

İlk bilgiler diğer yaralıların durumunun iyi olduğu yönündeydi. Ancak kısa süre sonra Kemal'in sağlık tablosunun ağırlaştığı haberi geldi. İki gün süren yaşam mücadelesini kaybetti.

Allah mekânını cennet eylesin. Eşine, çocuklarına, yakınlarına ve tüm meslektaşlarına sabır diliyorum.

Ne yazık ki bu kazanın ikinci acı kaybı olan Nuri Karabulut da zaman içinde büyük ölçüde unutuldu.

Nuri Karabulut, 19 Temmuz 1997'de yaralanmış, aylar süren tedavisinin ardından 1 Mayıs 1998'de hayatını kaybetmişti.

"Arkadaşlarım Yere Yığıldı"

Kazadan, daha iyi görüntü almak için yerini değiştirdiği için yara almadan kurtulan Anadolu Ajansı muhabiri Ahmet Karaaslan, olayı şöyle anlatmıştı:

"Ne olduğunu anlamamıza fırsat kalmadı. GRT Televizyonu kameramanı İrfan Mermer yanıma düştü. Diğer arkadaşlarım otobüsün kapağının üzerine yığılmıştı. 'Otobüsü durdurun', 'Ambulans gelsin' diye bağırdık. Otobüs bir süre daha ilerledikten sonra sürücü durumu fark ederek durdu. Yarala…

Cengiz Halil ÇİÇEK