KELİMELERİ DEĞERSİZLEŞTİRMEYELİM
Bir kelime, yanlış yerde kullanıldığında yalnızca anlamını değil, taşıdığı kültürü de yitirir. "Ekmeğini yedim" sözü de son yıllarda bu kaderi yaşayan ifadelerden biridir.
Kamu ya da özel sektörde çalışan birçok kişi, görev yaptığı kurumdan veya işverenden söz ederken, "Ekmeğini yedim" der. Bazı yöneticiler de aynı anlayışla, "Ekmek verdim" ifadesini kullanır.
Oysa bu sözlerin asıl anlamı, çalışma hayatındaki ücret ilişkisini değil; insanî ve ahlaki ilişkileri anlatır.
"Ekmeğinizi yedim" sözü, bir insanın kapısını açtığı, sofrasını paylaştığı, zor zamanında yanında olduğu, hiçbir karşılık beklemeden himaye ettiği kişi tarafından söylendiğinde gerçek anlamını bulur. Buradaki "ekmek", maaşın değil; paylaşılmış hayatın, vefanın ve gönül borcunun sembolüdür.
Bu nedenle sözün doğal zemini iş sözleşmesi değil, insanî ilişkilerdir.
Buna rağmen, çoğu zaman alışkanlıkla çalışanlar "Ekmeğinizi yedim" derken, işverenler de "Ekmek verdim" diyebilmektedir. Böylece emeğin karşılığı olan ücret, farkında olmadan bir lütuf gibi algılanabilmektedir.
Oysa çalışma hayatının temelinde karşılıksız iyilik değil, karşılıklı hak ve sorumluluk vardır.
Çalışan zamanını, bilgisini, emeğini ve üretimini ortaya koyar; işveren ise bunun karşılığı olan ücreti öder. Bir tarafın diğerine lütufta bulunduğu değil, iki tarafın birbirine değer kattığı bir ilişki söz konusudur.
Çalışan ekmeğini işverenden değil, emeğinden kazanır. İşveren de kazancını, sermayesiyle birlikte çalışanların emeğinin oluşturduğu ortak değer sayesinde elde eder. İşletmenin başarısı, sermaye ile emeğin birlikte üretmesinin sonucudur.
Bu nedenle ekonomik ilişkide biri "ekmek veren", diğeri "ekmek yiyen" değildir.
Elbette bir çalışan, yıllarını verdiği kurumunu sevgi ve saygıyla anabilir. Ancak bunu ifade etmenin daha doğru yolları vardır:
* "Sizinle çalışma fırsatı buldum."
* "Birlikte çalıştık."
* "Bu kurumda emeğimin karşılığını aldım."
* "Geçimimi bu kurumdan sağladım."
Buna karşılık "Ekmeğinizi yedim" sözü, "Hayatımın bir döneminde sizinle çalıştım; bunun hatırını inkâr etmem" anlamında bir nezaket ve vefa ifadesi olarak değerlendirildiğinde gerçek değerini korur. Bu söz, ücret ilişkisinin değil; kültürümüzün, vefa anlayışımızın ve insanî zarafetimizin bir parçasıdır.
Türkçede "ekmeğini yemek" deyimi tarih boyunca çoğunlukla misafirlik, himaye, paylaşma ve vefa ile ilişkilendirilmiştir.
* "Evinde ekmeğini yedim."
* "Sofrasında ekmeğini yedim."
* "Tuzunu ekmeğini yedim."
* "Kapısında ekmek yedim."
Bu örneklerin hiçbirinde ücret sözleşmesi yoktur. Ortada paylaşılmış bir hayat ve hatırlanan bir iyilik vardır.
Kelimeler yalnızca sözlük anlamı taşımaz; aynı zamanda bir kültürü, bir hayat anlayışını ve toplumsal hafızayı da taşır. Bu yüzden onları yerli yerinde kullanmak, dilimize olduğu kadar emeğe, sermayeye ve insan ilişkilerine de duyulan saygının gereğidir.
Ne çalışan emeğini küçültsün, ne işverenin girişimciliği ve yatırımı değersizleştirilsin. Her iki taraf da birbirini tamamlayan üretim ortaklarıdır.
Kelimeleri doğru kullanalım. Çünkü kelimeler anlamını yitirdiğinde, yalnızca dilimiz değil; düşüncemiz, kültürümüz ve birbirimize bakışımız da yoksullaşır.
Cengiz Halil ÇİÇEK