AKABANE HASTALIĞI VE VEKTÖREL HASTALIKLARLA MÜCADELE

Son yıllarda görülen iklim değişikleri nedeni ile Akabane Hastalığı,  Sığırların Nodüler Ekzantemi Hastalığı gibi vektör kaynaklı hastalıkların görülme alanı ile yayılma hızı değişmiş, bu nedenle de ülkemizde olduğu gibi ilimizde de hayvan hastalık çıkışlarında riskler artmıştır. 2015 yılı içerisinde Gaziantep, Diyarbakır, Şanlıurfa’da baş gösteren Akabene Hastalığı küçükbaş ve büyükbaş hayvanlarda verim kayıplarına yol açmıştır. Söz konusu İllere komşu olan İlçelerimiz Pazarcık ve Türkoğlu İlçelerinde de Kasım ayı itibariyle Akabane Hastalığı tespit edilmiştir.

Akabane hastalığı; sığır, koyun ve keçilerde görülen, yavru atmalara ve yavrularda doğumsal anormalliklere neden olan,  sivrisinek, tatarcık-kum sineği (yakağan, güpdüşen) gibi sokucu sineklerle taşınan virüslerin yol açtığı bir enfeksiyondur. Akabane virüsü (AKAV) taşıyıcısı olan sineklerde ürer, çoğalır ve kanla beslenme sırasında hastalığa duyarlı hayvanlara nakledilir. 

Akabane virüsü ilk kez 1959 yılında Japonya’da sivrisinek türlerinde tespit edilmiş olup,  Akabane şehrinin ismi verilmiştir.

Etken erişkin sığır, koyun ve keçilerde genellikle hiç bir klinik belirti oluşturmamakla beraber, bazen tremor (titreme),  ataksi, ( denge bozukluğu), topallık, paraliz (felç), nistagmus (istemsiz göz hareketleri), aşırı duyarlıklık ve ensefalomiyelit  (beyin ve omurilik yangısı) tabloları görülebilir. Bütün vakalarda virüs kan yoluyla vücuda yayılır (viremi). Kan yoluyla fötusa (cenin) ulaşan virüs yavruyu enfekte eder. Viremi çoğunlukla enfeksiyondan 1- 6 gün sonra ortaya çıkar.

Fötus da bozuklukların gelişmesi gebeliğin süresi ile ilgili olup; kritik dönem koyunlarda gebeliğin 30-50. günleri, keçilerde gebeliğin 40. günü civarı, sığırlarda 62-96. günü arasında değişkenlik gösterir. Gebelerde dölyatağında enfeksiyona neden olarak abort (yavru atma),  erken ve ölü doğumların yanında doğumsal anomalili yavru doğumlarına neden olur. Yavruda geliştirdiği bozuklukların en göze çarpanı ise arthrogriphosis (bükük veya çengelleşmiş eklemler anlamındadır. Eklemlerde hareketsizlik, az gelişmiş ve kasılmış kaslar, bacaklarda bozukluklarla karakterizedir) ve hidranensefali  (beyin yarı-kürelerinin tamamen kaybolup, içi su dolu boşluk halini alması) sendromudur.

Geçmişte yapılan çalışmalarda, enfekte boğalardan yavrularına hastalığın geçmediği belirlenmiştir.

Canlı doğan buzağılarda hastalık üç şekilde görünür:

• Geç dönem yaşta (5-6 aylık cenin) enfekte olan buzağılar artrogripoz ile doğarlar.

• Enfeksiyondan erken dönemde etkilenen buzağılar artrogripoz ve hidranensefali ile doğarlar.

• 3-4 aylık fötal yaşta etkilenen buzağılarda sadece hidranensefali görülür.

Canlı doğan buzağılarda; dişler, ayaklar ve gövde normal görünümde olsa bile yavrular küçük zayıf, güçsüzdür ve ayakta duramazlar. Hidranensefali buzağılar ise ayağa kalkıp yürüyebilirlerse de hiçbir temel refleksleri olmaz ve körlük görülür. Cenin de meydana gelen ağır bozukluklar güç doğum, infertilite ve annenin ölümüne neden olabilir

Koyun ve keçilerde ise cenin de ve yeni doğan hayvanlarda benzer belirtiler görülür. Kuzu ve oğlaklarda akciğerlerin tam gelişmediği, boyun ve omurgada dönme ve sakatlık görülebilir. Kuzular ve oğlaklar genellikle ölü doğar veya doğumdan hemen sonra ölür. Akabane enfeksiyonu erişkin sığırlarda belirgin klinik enfeksiyon oluşturmadığı halde, döl verimindeki kayıplara bağlı olarak önemli ekonomik zararlara neden olmaktadır. Akabane virüsünün kuzey ve güney olmak üzere iki büyük coğrafi bant da endemik (yöreye özgü) olduğu düşünülmektedir. Birinci bant Avustralya, Güneydoğu Asya ve Japonya'ya kadar uzanırken. ikincisi  Güney Afrika ve Orta Doğu’dan oluşur. Hastalık genellikle tropikal,  subtropikal alanlarda görülmektedir. Hastalık Japonya, Avustralya, Tayvan, Kore, İsrail ve Türkiye’de bildirilmiştir.

Hastalığın temas yoluyla bulaşması görülmezken, bulaşma yalnızca taşıyıcı sinekler yoluyla olmaktadır. Hastalık etkeni çoğunlukla Culicoides brevitasis (tatarcık, yakağan)  gibi kan emici böceklerle taşınmakla beraber diğer vektörlerde rol oynamaktadır. Normalde tatarcıkların yoğun olduğu yerlerde bulunan hayvanlar gebelik döneminden daha önce enfekte olup, hastalığa karşı bağışıklık kazandıklarından bölgede herhangi bir hastalık belirtisi görülmeyebilir. Hava koşulları tatarcıkların duyarlı hayvanların bulunduğu daha geniş bölgelere yayılmasına müsaade edecek uygunluğa geldiği mevsimlerde (uzun süren nemli yaz sezonları gibi) ve bu hayvanlar daha önce enfekte olmamışsa hastalık bir sonraki buzağılama mevsiminde bölgede görülebilir. Bu hastalığın epidemiyolojisinde vertikal bulaşma (anadan yavruya geçiş) önemlidir. Ruminantlar (geviş getiren hayvanlar) uzun dönemde virüsü taşımazlar.

AKAV çamaşır suyu, deterjanlar, klorheksidin, alkol ve fenol gibi dezenfektanlara karşı duyarlıdır ve 50 ° C'nin üzerindeki sıcaklıklarda 30 dakikada kolaylıkla tahrip olur. AKAV çevresel ortamda canlılığını koruyamaz.

Tanı genellikle klinik bulgulara dayanarak ve yavru ya da annenin kanında antikor varlığıyla teyit edilebilir. Kesin teşhis laboratuvar muayeneleriyle olur.  Virusun izole edilmesi veya serum testleriyle kesin teşhis konulur. Bu amaçla laboratuvara atık yavru, kalp ve karın zarından alınan vücut sıvıları, anneden veya yavrudan alınan serum ve beyin usulüne uygun şekilde gönderilmelidir.

Hastalık kan emici sineklerle bulaştığından mevsimsel yaygınlık gösterir.  Hastalıklı doğmuş veya atık yavruların imha edilmelidir.  Canlı doğmuş yavruların insani bir şekilde imha edilmeleri gerekir.

Akabane hastalığının tedavisi yoktur. Hastalıktan korunmak esastır. Taşıyıcı sineklerle (Vektörle) mücadele ve aşılama başlıca korunma yöntemidir. Dünyada canlı ve inaktif aşıları bulunmaktadır, ancak uzun süreli bağışıklık sağlamamaktadır.

Vektörel hastalıkların kontrolünün sağlanması için;

1.            Vektör mücadelesi amacıyla, su birikintileri ve bataklıkların ekosisteme zarar vermeyen fakat güçlü larvasidal etkili ürünlerle uygun aralıklarla ilaçlanması mahalli idarelerce sağlanmalıdır.

2.            Yetiştiriciler ağıl ve ahırların pencerelerine sinek teli takmalı,  dışkı yığınlarının ağıl ve ahırlardan mümkünse en az 50 metre uzakta toplayıp, üzerlerini plastik bir örtüyle kapatmalı ve hayvanlar geceleri kapalı yerlerde muhafaza edilmelidir.

3.            Etkin vektör kontrolü için hayvanlara endectositler veya klasik insektisitler uygulanmalıdır. Hayvanlar yetiştiriciler tarafından bireysel olarak ilaçlanmalıdır.

4.            Sokucu sineklerin aktif olduğu dönemlerde yetiştiriciler tarafından hayvanlar izlenmeli, hastalık şüpheli her olguda İl ve İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüklerine bilgi verilmelidir.

                                                                                                                                         

 

                                                                                                                            İhsan EMİRALİOĞLU

                                                                                                                                İl Müdürü